top of page

Tac Mahal’den Deve Pazarlığına: Hindistan’da Bir Masal, Bir Gerçek

  • 25 May 2023
  • 3 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 19 Ara 2025


Delhi’den ayrılma vakti gelmişti. Bir sonraki durağımız Agra’ydı. Şoförlü araçla yaklaşık 3,5–4 saatlik bir yolculuğun ardından Agra’ya vardık. Önce otelimize yerleştik, karnımızı doyurduk. Otelimizin konumu öylesine iyiydi ki “iyi ki” listesine daha ilk dakikadan girdi. Ardından Türk-İslam mimarisinin en önemli eserlerinden biri olan Tac Mahal ile buluşma vaktiydi.

Tac Mahal, Babür Hükümdarı Şah Cihan’ın 1631 yılında doğum sırasında hayatını kaybeden eşi Ercümend Banu için yaptırdığı bir anıt mezar. Daha giriş kapısında başlıyorsunuz etkilenmeye. O anıtsal kapıdan içeri girince karşınıza, hani herkesin fotoğrafını çektiği o meşhur havuz çıkıyor. Havuz, girişten Tac Mahal’e kadar uzanıyor; etrafında yürüyüş yolları, yemyeşil alanlar… Mis gibi kokular eşliğinde ilerliyorsunuz. Gerçekten muhteşem bir yürüyüş parkuru.

Elbette önce “o” fotoğraflar çekildi. Havuzun başında, herkesin aynı açıdan ama herkesin kendince özel sandığı kareler… Çok sayıda fotoğrafçı ezberledikleri pozlarla yanınıza gelip pazarlık yapıyor. Biz de bu geleneği es geçmek istemedik ama fotoğrafları kendimiz çekmeyi tercih ettik.

Tac Mahal’e doğru yürürken beyaz mermerin ihtişamı insanın gözlerini adeta kendine kilitliyor. İçeri girdiğimizde ise… itiraf etmeliyim, kısa bir hayal kırıklığı yaşadım. Dışı kadar etkileyici değildi. Ama bir süre sonra mekânın büyüsüne kapılıyorsunuz. Yine de dışı, içinden daha çok konuşuyor Tac Mahal.

Ziyaretimizi tamamladıktan sonra rehber eşliğinde mermer üzerine üretim yapılan bir hediyelik eşya atölyesine gittik. Mermerin nasıl işlendiğini uzun uzun izledik, dinledik. Ben de o günün hatırası olarak minik bir mermer Tac Mahal aldım. Sonra biraz etrafta dolaşmak istedik ve mahalle arasında bir Hindu tapınağına girdik. Dua eden insanlar vardı. Çıkarken kapının dışındaki çanı çaldık; belli ki oradan öyle ayrılmak gerekiyordu.

Tac Mahal’in gün doğumunda pembeye bürünen rengini kaçırmamamız için sıkı sıkıya tembihlenmiştik. Bu yüzden sabah erkenden, pijamalarla otelin terasına çıktık. Alaca karanlıkta güneşin doğuşunu bekledik. Belki anlatıldığı kadar pembe değildi ama Tac Mahal’in o renge yaklaşan hali, şehrin sessizliği ve sabah serinliğiyle birlikte izlemek muhteşemdi.

Yılan, Kale ve Bir Korkuyla Yüzleşme

Güzel bir kahvaltıyla güne başladık ve Agra Kalesi’ne gittik. Yolda bir yılan oynatıcısına rastladık. Arabadan inip yanına gittik. Bahşiş verince müzik başladı, yılan da oynamaya… Hayatımda en çok korktuğum canlıdır yılan. Bunu anneme borçluyum, çocukluk travması diyelim. Korkumu yenmek için yanına kadar gittim ama dokunamadım. Cesaretim o kadar.

Agra Kalesi ve çevredeki sokakları gezerek günü tamamladık. Hindistan’da her köşe ayrı bir hikâye anlatıyor, ama dinlemeye hazır olmak gerekiyor.

Jaipur: Pembe Şehir, Pazarlık ve Hayvanlı Anılar

Bir sonraki durağımız Jaipur’du. Hindistan’ın pembe şehri… Gerçekten de bütün binalar pembeydi. En gösterişli yapı Hawa Mahal. Sokaklarda yürürken iki yandaki pembe evler ve dükkânlar insanın gözünü dolduruyor.

Biraz kumaş, biraz geleneksel kıyafet ve örtü almak istedik. Gençler pazarlığı biraz abartınca zorlandık ama hepsi güzel anı oldu. Sonra deveye binme isteğim tuttu. Pazarlık yapıldı, deveye bindim. Deve yürümeye başlayıp beni uzaklaştırınca panikledim. Sevgili M. koşarak gelip devenin ipini tuttu. Adamların bakışı hâlâ gözümün önünde. Bu arada yan tarafta genç bir çocuk devenin kulağına komutlar veriyordu. Gezi bitince öğrendik ki o komutların da ekstra ücreti varmış. Hindistan’da her şeyin bir fiyatı var, hatta devenin motivasyonunun bile.

Sırada fil vardı. Hepimiz hevesliydik. Şoförümüz sıkı pazarlık yaptı, fiyat yarıya indi. Ama bizim fillerin süslü kıyafetleri yoktu. Belli ki “fiyat düştüyse süs de düşer” demiş fillerin sahibi.

Hindistan’da fil, deve, yılan derken bir de maymunlar… Hiç bu kadar çok maymun görmemiştim. Şirinlerdi, her yere koşuyorlar, bazen de resmen hareket çekiyorlardı.

Saraylar, Kuyular ve Gerçek Hayat

Jal Mahal (Su Sarayı), suyun içinden yükselen haliyle bile insanı etkilemeye yetiyor. Jaipur Şehir Sarayı ise önerilen yerlerdendi ama giriş ücreti o zamanlar 350 TL olunca “dışarıdan sevmekle yetinelim” dedik.

Basamaklı kuyular (Steppwells) ise hem ürkütücü hem büyüleyiciydi. Derine indikçe yosun yeşili su insanın içine işliyordu. Yakınlarda bir yerel ev görmek istediğimizi söyleyince şoför bizi bir eve götürdü. Kadın tanrı heykelinin karşısında kutsal kitabını okuyordu. Ev çok kötü durumdaydı. Filmlerde gördüğümüz zengin Hintlilerin evleri bize nasip olmadı.

Bir Otel, Bir Köy ve Beklenmedik Bir Festival

Jaipur’da kaldığımız otel bir villadan butik otele dönüştürülmüştü. Kelimeler yetmez. Tarihi eşyalarla dolu, kocaman bir yatak odası, içindeki banyo… Oradan ayrılmak zor oldu.

Ertesi gün Delhi’ye dönerken şoförümüz sürpriz yaptı ve bizi bir köyün ölü yakma alanına götürdü. Ardından köyden sesler gelmeye başladı; meğer festival varmış. Şoför güvenli olmadığını düşündü ama biz ısrar edince köye girdik.

Sahnede dans eden ve şarkı söyleyen bir kadın vardı. Bizi hemen sahneye aldılar. Su ve tatlı ikram ettiler. Bir anda herkes dansçıları bırakıp bizi izlemeye başladı. Kadınlar bir tarafta, erkekler bir tarafta oturuyordu. Bir süre sonra ayrıldık ama o an hafızamıza kazındı.


Döndükten sonra Hindistan’ı anlatırken ağzım kulaklarımdaydı. Hatta Ton TV’de sevgili Hasan Çakıcı’nın programında bile anlattım. Hindistan deneyimlerim bana her zaman güzel şeyler hatırlatacak. Umarım bir gün çocuklarımla birlikte yeniden giderim.

Çünkü bazı ülkeler gezilmez… İçine girilir, şaşırılır ve kalpte bir yere yerleşir.







 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör
San Miguel Alto’da Bir Gece

Flamenko bitti, yıldızlar “haydi manzaraya” dedi. San Miguel Alto’ya tırmandık; grup on beş dakika serbest dolaşma aldı. Ben de bir sokak ressamının önünde, çocuklara alacağım tablolara imza sırası be

 
 
 

Yorumlar


bottom of page