Seyahat günlüğümden: Porto
- 5 Haz 2023
- 3 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 19 Ara 2025
Portekiz’de geçirdiğimiz yedi günün üç gecesini Porto’da yaşadık. “Yaşadık” diyorum çünkü Porto öyle bir şehir; içinde sadece konaklamıyorsunuz, sizi içine alıyor. İlk iki gece Airbnb’de, son gece otelde kaldık. İkisi de merkeziydi, rahattı ve en güzeli havaalanı ulaşımını kaldığımız yerden kolayca ayarlayabilmemizdi. Porto daha ilk andan “rahat ol, ben hallederim” dedi.
Maceramız havaalanında başlar başlamaz, “biraz dinlenelim” fikrini el birliğiyle rafa kaldırdık. Çünkü Porto beklemiyor. Gezmek istiyor, anlatmak istiyor, yaşatmak istiyor.
Sokaklar Bir Sahne, İnsanlar Oyuncu
Porto sokakları başlı başına bir tiyatro sahnesi. İlk dikkatimi çeken şey, düğünden bir gün önce gelinlerin arkadaşlarıyla birlikte sokaklarda kostümler giyip dans etmeleriydi. Öyle çekingen falan değil; müzik başlıyor, dans başlıyor, kalabalık toplanıyor, alkışlar yükseliyor. Sokaklar bu neşeye alışık. Kostümler deseniz… Aralarında dışkı şeklinde olan bile vardı. Hayatın ciddiyeti Porto’da bir köşede bırakılmış belli ki. Hatta bir tekne turunda bile gelin ve ekibini gördük; kaçamazsınız, mutluluk her yerde.
Her köşede sokak müzisyenleri, ressamlar… Ressamlar Porto’nun renkli evlerini, köprülerini, mavi seramikli binalarını resmediyor. Satıyorlar ama aslında şehri çoğaltıyorlar. Sokakta dans eden gruplar, kaldırımdan kaldırıma selamlaşan yaşlı teyzeler, kahkahalar… Sadece evler değil, insanlar da renkli.
En güzeli ne biliyor musunuz? Yabancı olduğunuzu hissetmiyorsunuz. Kim olduğunuz, nasıl giyindiğiniz, nereden geldiğiniz kimsenin umurunda değil. Yanımızdan geçen renkli bir çift sevgiyle selam verdi. O selam, yıllardır tanıdığım bazı insanlardan aldığım selamlardan daha içtendi. Belki de aynı gün yediğim sayısız pastanın verdiği mutluluktu bu… Ama insan, sevdiği bir şeyi yerken hissettiği duyguyu bir şehirde de hissedebilir mi? Porto’da ben hissettim.
Kek, Nata ve Hayatın Anlamı
Tam da kek demişken… Porto’da pastanelerden bahsetmeden olmaz. Kafeler, restoranlar tıklım tıklım. Çoğu yerde sıra bekliyorsunuz ama kimse şikâyetçi değil. Çünkü vitrinler göz kamaştırıyor: kocaman kremalı pastalar, kruvasanlar, natalar… 1–1,5 Euro’ya aldığımız bu güzellikler sadece karnımızı değil ruhumuzu da doyurdu.
Natalar… Altı çeşidini aynı anda denedik. Bilimsel bir çalışma değildi ama sonuç netti: Hepsi muhteşemdi. Kruvasanlar ise bizim memlekette yediklerimizi sorgulatacak kadar iyiydi. Porto’ya gidip kruvasan yemeden dönmek büyük bir eksiklik olur.
Horozlar, Sardalyalar ve Mantar Çantalar
Sokak satıcıları Porto’nun simgelerini sunuyor. Horoz figürü her yerde: önlükte, magnette, şişe kapağında… Mantar ürünler ise ayrı bir dünya. Çanta, cüzdan, aklınıza ne gelirse mantardan yapılmış.
En ilginci sardalya balığıydı. Öyle ki sardalyaya özel bir hediye mağazası bile var. Tatlısı, köftesi, konservesi… Kutuların üzerinde dünyaca ünlü isimlerin fotoğrafları var. Tarkan’ı görünce bir an “yanlış dükkâna mı girdim?” diye düşündüm.
Deniz ürünleri Porto mutfağının yıldızı. Akşamları nehir kenarında sardalya ve haşlanmış patates manzarası çok tanıdık. Ama vejetaryenseniz üzgünüm; Porto sizi pastanelerde mutlu eder, ana yemeklerde biraz zorlar.
Köprüler, Nehir ve Bir Şehrin Kimliği
Douro Nehri şehrin tam ortasından geçiyor ve Porto’ya karakter kazandırıyor. Köprüler ise şehrin imzası. Özellikle Ponte Dom Luís… İki katlı, iki ayrı dünyaya açılan bir köprü. Üzerinden geçmek bile başlı başına bir aktivite.
Karşıya geçtiğinizde motorcular, teleferik, öğrenciler… Bir gün Muralha Fernandina Surları yakınında müzik yapan öğrencilerin arasına karıştık. Oturduk, izledik. Gençlik her yerde aynı: enerjik, gürültülü ve umutlu.
Kitaplar, Müzik ve Biraz Hüzün
Livraria Lello… Dünyanın en meşhur kitabevlerinden biri. İçeri girmek için kuyruk, ama beklemeye değer. Giriş 5 Euro; kitap alırsanız düşüyor. Ahşap merdivenler, büyülü bir atmosfer… Kitapların çoğu Portekizce ama Nobel ödüllü yazarlar özel bir yerde. Orhan Pamuk’u görmek hoş bir sürprizdi.
Ve Fado… Porto’da yapılması gerekenlerin başında geliyor. Nehir kenarında bir mekânda dinledik. Bir saat boyunca nefesimizi tuttuk. Hüzünlü ama güçlü, sade ama derin… 16 Euro verdik ama karşılığında duygusal bir yolculuk aldık. Yanında kırmızı ya da beyaz şarap ikramı da cabası.
Bir Şehrin Vicdanı
Güvercinler ve sokakta uyuyan insanlar Porto’nun sessiz sakinleri. Güvercinler özgürce dolaşıyor, masalardan yiyecek tırtıklıyor. Kimse kovmuyor. Sokakta uyuyan insanlar ise kartondan yaptıkları yataklarda, yanlarında “evsizim” yazısıyla… Görünürler ama rahatsız edilmezler. Sanki bu şehir “herkesin burada bir yeri var” diyor.
Son Söz
Porto bana kültürel çeşitliliğin, hoşgörünün ve “rahat olmanın” ne demek olduğunu hissettirdi. Eğer bir gün yolunuz düşerse, kendinizi asla yabancı hissetmeyeceksiniz.
Porto sizi yormadan sarar, yavaşça içine alır ve fark etmeden şunu düşünürsünüz: Bazı şehirler gezilir… Porto yaşanır.












































































Yorumlar