top of page

Anılarımda kalsın istemedim: Malta

  • 18 Haz 2023
  • 3 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 19 Ara 2025

Malta’ya yaptığım seyahat, benim ilk yurt dışı deneyimimdi. Uçaktan korkuyordum. Ama hayatımın tam da kırılma noktasındaydım. Tüm korkularımla yüzleşmek istiyordum. Belki biraz hayata kırgındım, belki de “ne halin varsa gör hayat” dediğim yıllardı.

Dil kursu için gittiğim St. Julian’s’ta tam bir ay kaldım. Kültürü gerçekten tanımak istediğim için aile yanında kalmayı tercih etmiştim. Beni havaalanından ev sahibi almaya gelmişti. Trafik soldan işliyordu, kadın hızlı kullanıyordu. İlginç olan şu ki, kentte trafik ışığı yoktu. Yerlere sadece “yavaş” yazılmıştı. Yola biri adım attığı anda tüm araçlar duruyordu. İlk aklıma gelen, “burada çok kaza olmalı” düşüncesi oldu. Kadına sorduğumda gülümsedi:“Hayır,” dedi, “hiç kazaya tanık olmadım.”

Ev sahibim, benim yaşlarımda, iki çocuklu ve eşinden ayrı yaşayan bir kadındı. Kilise nikâhı olduğu için dindar bir Katolik olarak boşanmanın mümkün olmadığını, bu yüzden partnerleriyle evlenmeden birlikte yaşadıklarını anlatmıştı. Geçimini, iki katlı evinin üst katındaki odaları yurt dışından eğitim için gelenlere kiralayarak sağlıyordu.

Ödemeyi firma aracılığıyla yapmıştım. Öğle yemekleri dahil değildi. Dahil olanlar için her sabah sandviç hazırlanıyordu. Akşamları genellikle makarna ve pizza vardı. Kahvaltıda ise oralet benzeri bir içecek, kızarmış ekmek, tereyağı ve reçel… Bir ay boyunca hiç değişmedi.

“Aile yanında kalmak” deyince hayalim başkaydı. Akşamları birlikte oturur, sohbet eder, İngilizce konuşur, kültürel alışveriş yaparız sanmıştım. Gerçeklik ise oldukça mesafeliydi. Ev değiştirebilirdim ama sistem aynıydı. Mecbur kabullendim.

Eve vardığımda, misafirler için ayrılmış dört oda olduğunu ve her odada iki kişinin kaldığını öğrendim. Buna üzülmedim. Aksine, “harika, farklı ülkelerden arkadaşlar edineceğim” diye düşündüm.

İlk Kültür Şoku: Kilitsiz Kapılar

İlk büyük kültür şokum, odaların hiçbirinde kilit olmamasıydı. Sürgülü, tam kapanmayan kapılar… Otel gibi düşünülmüş ama güvenlik algısı bambaşka. Ev sahibinden anahtar istediğimde kadın adeta şok oldu.“Burada,” dedi, “kimse istemedikçe kimseye bir şey yapmaz.”

Bu cümleyi kabullenmem çok zor oldu. Benim kültürümde kilit, mahremiyet, sınır vardı. Onun kültüründe ise güven vardı. Önyargılarım olduğunu fark ettim.

İkinci kültür şokum ise banyodaki klozet benzeri ama ne işe yaradığını uzun süre çözemediğim bidet oldu.

Evde sekiz kişiydik. Herkes olabildiğince saygılıydı. Başta genç bir oda arkadaşım vardı. Sonra yaşıtım olan biri geldiğinde çok mutlu oldum. Birlikte denize gittik, yemek yedik, caz müzik dinledik. Deniz ürünleri çorbasını, içinde midye kabuklarıyla iştahla içişini hâlâ hatırlarım.

Benzerlikler, Farklılıklar ve Kültürel Çarpışmalar

Malta, Malta–Gozo–Comino olmak üzere üç küçük adadan oluşuyor. Kültür olarak bize bazı yönleriyle benziyordu: yüksek sesle konuşma, esmerlik, siyah saçlar, heyecanlı iletişim…

Genelde İngilizce biliyorlardı ama konuşmak istemiyorlardı. Dil okulları ülkenin önemli gelir kaynaklarından biriydi. Ev sahibim, özellikle Türkiye’den çok öğrenci geldiğini ama gençlerin çoğunun dil öğrenmekten çok eğlenmeye geldiğini söylüyordu.

St. Julian’s gece hayatının kalbiydi. Dövmeciler, saç ören Afrikalı kadınlar, nargile kafeler… Gündüz kampüs havası, gece eğlence merkezi. Paçavil bölgesi geceleri bambaşka bir kimliğe bürünüyordu.

Dil kursumuz Westin Dragonara Resort’taydı. İlk gün verilen çantalardan eğlence mekânlarına giriş ve ücretsiz içecek biletleri çıktı. Hatta bir yerde ücretsiz dans dersi bile vardı.

Sınıfımda tek Türk bendim. 15 kişiydik; Rusya, Ukrayna, İspanya, Çin, İtalya… Öğretmen Maltalıydı ve aksanlı konuşuyordu. Rus arkadaşın “they” yerine sürekli “zey” demesi beni gülümsetmişti. Ama asıl şaşırtıcı olan, sınıftakilerin Türkiye’yi Arap ülkesi sanmalarıydı. Hatta ülkemiz hakkında hiçbir fikri olmayanlar vardı.

Sorular gelmeye başladı:“Nasıl açık gezebiliyorsun?”“Türkiye’de çok eşlilik var mı?”Çinli kıza ise “köpekleri nasıl yiyebiliyorsunuz?” diye sorulmuştu.

Herkes farkında olmadan kendi önyargısını taşıyordu. Çinli kız sakin bir şekilde cevap verdi:“Evet, yiyoruz. Siz inek ve domuz yiyorsunuz. Bizim de köpeklerimiz var; kesilecek olanlar çiftliklerde yetiştiriliyor.”

Haklıydı. İnekle köpeğin farkını belirleyen neydi? Kültür.Yadırganacak ne vardı ki?

Bir akşam ev sahibi tavşan pişireceğini söyledi. Herkes sevindi. Ben sevemedim. Çünkü kültürümde tavşan eti yoktu.

Bir başka akşam kilisedeki törene beni de götürdüler. Çok mutlu oldum. Bahçede sandalyeler, müzik, pasta ve şarap vardı. Bana gelen yiyecekler ev sahibi tarafından sessizce geri çevriliyordu. Muhtemelen domuz katkılıydı. Ilık bir akşam, müzik ve inanan insanların huzuru… Hâlâ gözümün önünde.

Malta’nın Güzellikleri

Malta; plajları, caz konserleri, deniz ürünleri mutfağı ve Orta Çağ dokusuyla efsane bir ülke. Tekne turlarıyla akvaryum gibi koylarda yüzebilirsiniz.

St. Julian’s’tan Sliema’ya yürüyerek gidilebiliyor. Denize sıfır kafelerde çay içecekseniz, süt istemediğinizi özellikle belirtin. Böylece denize karşı demli bir çay içebilirsiniz. Sliema’da kayalardan denize giriliyor. Kocaman sarı kayalar şezlong gibi kullanılıyor.

Hayatımın en güzel limonlu dondurmasını da Sliema’da yedim. Kocamandı, tadı muhteşemdi.

Mdina mutlaka görülmeli. Tek bir kapıdan girilen, mükemmel korunmuş bir Orta Çağ kenti. Dar sokaklardan aşağı yürüyerek denize ulaşıyorsunuz. İnanılmaz.

Müzeler tarih meraklıları için çok zengin. Ama bazen biraz sinirlenebilirsiniz 🙂

Bir günü Gozo’ya ayırmak yeterli. Feribotla gidip dönmek, Çanakkale’den Gökçeada’ya gitmekten bile kolay.

Sokaklarda heykeller, geceleri eğlence merkezleri… Her yerde nargile kafeleri…

Hediyelik olarak şövalyeler, Malta otobüsü maketleri aldım. Çocuklara tişörtler, magnetler… Kendime takı, çanta… İlk kez Afrika örgüsü yaptırdım, beğenmeyip aynı gün açtırdım.

Yüzlerce fotoğraf çekmiştim. Çoğu kayboldu. Kalan birkaç tanesini kaybetmemek için buraya ekliyorum.

Son Söz

Aradan 10 yıl geçti.Hâlâ tüm sokaklar gözümün önünde.

Dünyada bu kadar gezilecek yer olmasaydı, bir daha giderdim.Kim bilir…Belki bir gün torunlarımla.

Çünkü bazı ülkeler ilk kez gidildiğinde,insanı baştan yazıyor.



 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör
San Miguel Alto’da Bir Gece

Flamenko bitti, yıldızlar “haydi manzaraya” dedi. San Miguel Alto’ya tırmandık; grup on beş dakika serbest dolaşma aldı. Ben de bir sokak ressamının önünde, çocuklara alacağım tablolara imza sırası be

 
 
 

Yorumlar


bottom of page