top of page

Madeleine Leininger

  • 4 Tem 2023
  • 5 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 17 Kas 2024




Kültürlerarası hemşirelik kavramını “Hemşireliğin Margaret Mead'i” olarak da bilinen ilk antropolog hemşire Madeleine Leininger geliştirmiştir.

Leininger 1950'lerde bir çocuk rehberlik evinde hemşire olarak çalışırken, kültürel olarak farklı geçmişe sahip çocukların bakım ve tedaviye verdikleri yanıtların da farklı olduğunu gözlemlemiş ve bu durum kendisinde şaşkınlık yaratmıştır. Sonraları yaşadığı bu şaşkınlığın kültürel şok olduğunu anlayacaktı.

Leininger Afrikalı, Alman, Yahudi ve birçok farklı kültürdeki çocukların yeme, uyku, oyun, iletişim ve sosyokültürel kalıplarında bariz kültürel farklılıkları gözlemlemişti. Alman çocukların, aileleri ziyarete geldiğinde daha bağımsız hareket ettiğini oysa Yahudi çocukların annelerinin yanından ayrılmadığını hatta sürekli onlarla konuştuklarını gözlemlemişti.

Bu farklılıklar diğer hemşirelerin dikkatini çekmemişti.

Oysa çocuklardaki bu kültürel farklılıkların anlaşılması bakımın yönetimi kolaylaştırabilir, kalitesini artırabilirdi.

Leininger yaşadığı bu kültürel deneyimleri kültürel antropoloji alanında çalışan Margeret Mead’i ile paylaşmış, konu üzerinde konuşup tartışmışlardı.

Leininger artık bir şeyin çok net farkına varmıştı.

Farklı kültürdeki insanların değer, inanç, yaşam biçimi ve uygulamaları hakkında bilgisizdi. Kültürün insanlar üzerindeki güçlü etkisi anlamakta zorlanıyordu.

Hemşireler bakımda kültürel farklılıkları dikkate almıyordu ya da bunun farkında bile değillerdi...

Leininger’a göre kültürel bakım araştırma ve uygulama alanı olarak ihmal edilmişti.

Başka bir gerçek daha vardı...

Amerika’daki hemşirelik okulları öğrencilere kültürel bakımın nasıl verileceğini öğretmiyordu. Müfredatta bu tür dersler ve konular yoktu.

Aslında Leininger öğrenmediği bir şeyin eksikliğini hissetmişti ve bu çok doğaldı…

Amerika gibi geçmişten günümüze göçlerin yoğun yaşandığı hatta yerli nüfusun çoğunluğunun göçlerle oluştuğu bir ülkede kültürel çeşitlilikler neden göz ardı edilmişti...

Neden Leininger’ın fark ettiklerini bir başka hemşire fark etmemişti…

Neden kültürel bakım hemşirelik müfredatlarına eklenmemişti…

Leininger’ı farklı yapan neydi?


Bunun için Leininger’ın kısa bir geçmişine bakmakta yarar olduğunu düşünüyorum. Çünkü ilk 25 yılının bakımda kültürel farklılıklar ve benzerliklerin farkına varmasına katkı sağlayabileceğini düşünüyorum…

Ebetteki Leininger'ın çocuk rehberlik evindeki gözlemleri çok değerliydi. Ancak ondaki bu farkındalığın sadece klinikteki deneyimlerine bağlı olarak ortaya çıkmadığını düşünüyorum. Kültürel farklılıkların farkına varmadan önce yaşadığı 25 yıllık yaşamının ve mesleki deneyimlerinin de bunun üzerinde önemli bir etkisi olduğunu düşünüyorum.

Belki çocuk rehberlik evi Leininger’ın aydınlanma yaşadığı yer olmuştu. Kim bilir!!!

Kimdi Leininger?

İrlandalı bir Alman olan Leininger, 1925 yılında Nebraska-Sutton’da doğmuş, Çiftlikte dört kardeşiyle birlikte büyümüştü. Teyzesi doğuştan kalp hastasıydı ve onun hemşire olmasını istemişti.

II. Dünya savaşı sırasında Kolorado-Denver’da St. Anthony Hastanesi Hemşirelik Koleji’nde hemşirelik eğitimini sürdürürken 1945 yılında kız kardeşiyle birlikte Askeri Hemşire Birliği’ne katılmıştı.

Araştırdığıma göre bu birlik Amerika Birleşik Devletleri Ordusu’nda Askeri hastanelerde, savaş bölgelerinde ve diğer askeri sağlık hizmetlerinde görev yaparak askeri ve sivillere sağlık hizmeti vermiş, sağlık hizmetlerini askeri operasyonlarda koordine etmiş ve federal fonlarla desteklenmişti.

Leninger St. Antony Hastanesi Hemşirelik Okulu’ndan hemşirelik diplomasını aldıktan sonra Mount St. Scholastica ve Creighton Üniversitesinden lisans derecelerini almıştı. Yani Leninger üniversite öncesinde de hemşirelik diplomasına sahipti. Çünkü St. Antony hastanesi hemşirelik okulu sonraki yıllarda lisans eğitimine geçmiş. Mount St. Scholastica ise araştırdığım kadarıyla St. Benedict'in Kuralını takip eden kız kardeşler topluluğunun üyeleri tarafından kurulmuş ve şu anda kendilerini dua, çalışma ve misafirperverlikten oluşan ortak bir hayata adamış 80 kadar kadından oluşmaktaymış. Bu kurumun maneviyata odaklanan bir eğitim verdiğini söylemek mümkün.

Leninger 1951-1954 yılları arasında yaptığı çalışmalar sayesinde “Lisansüstü Hemşirelik Diplomasına” eşdeğer bir diploma almış. 1954 yılında ise Cincinnati Üniversitesinde Sağlık Kolejinde çalışırken Washington’da Amerika Katolik Üniversitesi’nde Psikiyatri hemşireliğinden yüksek lisans derecesi almıştır.

Leininger özgeçmişinden de anlayacağımız gibi farklı eğitim sistemlerinden geçmiş ve geniş gözlem yapma olanakları yakalamış bir hemşire. İyi bir gözlem ve değerlendirme yeteneği olduğunu sonraki yıllardaki çalışmalarıyla zaten gözler önüne sermiştir.


Leninger önce kendisinde sonrasında ise hemşirelikte hissettiği kültürel bilgi eksikliğini gidermek için çözüm yolları araştırmaya başlamıştı.

Geriye kalan bütün ömrünü kültürlerarası hemşirelik alanında yapacağı çalışmalara adayacaktı.


Başlangıçta kendindeki yetersizliği gidermeyi antropoloji eğitimi almakta görmüş ve 1965 yılında Washington Üniversitesi'nde kültürel ve sosyal antropoloji alanında doktoraya başlamıştır.

Bu alanda doktora eğitimini tamamlayan ilk hemşireydi...

Ne yazık ki aldığı eğitim sadece kendisine bir farkındalık kazandırmıştı ve kazandığı farkındalığın hemşirelikte henüz bir karşılığı yoktur..

Antropoloji de sosyoloji ve psikoloji gibi farklı disiplin, farklı çalışma alanlarıydı....

Bu disiplinlerin içinde doğal olarak bakım yoktu... hemşirelikte yoktu...

Oysaki o bu yola hemşirelik bakımına bütüncül bir yaklaşımın vazgeçilmez öğesi olan kültüre uygun bakımı öğrenebilmek için çıkmıştı...

Şimdi antropologdu. Ancak bu bilgilerin hemşireliğe entegre edilmedikçe kullanılmadıkça ve yaygınlaştırılmadıkça hemşireliğe katkısı olmayacaktı...

Oysaki o doktorasını yaparken ilk kez başka bir kıtaya giderek dilini bilmediği yerli halkı anlamaya çalışmıştı... Çıktığı yolda çok emek sarf etmişti...

Bütün çabası almış olduğu bu eğitimi hemşireliğe entegre etmek ve hemşirelik yararına kullanmaktı...

Aslında Leininger tam da bir savaşçıydı...

Silahı ise kişisel ve mesleki donanımı ile almış olduğu antropoloji eğitimiydi...

Stratejiler belirlemesi gerekiyordu, kolay değildi...

Yepyeni bir hemşirelik uzmanlık alanı oluşturacaktı...


İlk olarak kültürlerarası hemşirelikte dersler ve programları oluşturdu.

Bu konuda meslektaşlarından destek alması gerekiyordu...

Düşüncelerini harekete geçirecek, kendisini ve yaptıklarını destekleyecek meslektaşları olması gerekliydi...

Uzun ve çok zor bir yolculuk onu bekliyordu...

Antropolog olmak değildi amacı. Amacı antropolojiyi hemşireliğe entegre etmekti.

Onun için çalışmalarına farklı bir boyut kazandırması gerekiyordu. Antropoloji ile hemşirelik arasında bir köprü kuracaktı.

İlk adımı attı ve 1970 yılında “Hemşirelik ve antropoloji: harmanlanacak iki dünya” isimli kitabını yazdı. Bu köprüyü kitabında kurmuştu. Kitabını yazarken doktora eğitimini hemşireliğe nasıl yansıtacağı üzerinden düşünmüş ve bundan sonraki süreci planlamıştı.

Bu kavram yepyeni bir kavram olmalıydı…

Aynen hemşireliğin uzmanlık alanları gibi…

Hemşireliğin hiçbir uzmanlık alanının altına giremeyecek kadar derin ve geniş bir uzmanlık alanı…

Bu alanın adı "Kültürlerarası Hemşirelik" olacaktı.

Bu kavram daha önce hiçbir hemşire tarafından ele alınmamış bir kavramdı.

Leninger bu alana yönelik gelişmeleri birer birer gerçekleştirirken maalesef başlangıçta hemşireler onu desteklemediler.

Leininger hemşirelerin kültürel faktörlerden korktuğunu ve anlamadıkları alanlarda yer almamak için kendilerini korumak istediklerini düşünüyordu.

Ancak onların ifadeleri destekleyici değildi.

“Kültürleri düşünecek zamanımız yok, kültürü öğrenmek boşa zaman geçirmektir, kültürel farklılıklar yoktur” gibi ifadeleri ile bunu zaten açıkça dile getirmişlerdi.

Ancak Leininger’ın motivasyonunu tüm bu olumsuz ifadeler azaltmamıştı. iyi ki de azaltmamış...

Farklı bir kültürün içine girmenin, onların inanç ve uygulamalarını anlamanın çok zor ve zaman alıcı bir durum olduğunun da farkındaydı…

Ama o hiç vazgeçmedi.

Leininger kültürlerarası hemşireliği kurmakla kalmadı, bu konuda otuza yakın kitap yazdı, yüzlerce konuşma yaptı, bu alandaki ilk dergiyi yayınladı, Kültürlerarası Hemşirelik Derneği’ni kurdu ve Colorado Üniversitesi'ndeki ilk Hemşirelik ve Antropoloji Profesörü oldu. Onlarca ödülle ödüllendirildi.

Leininger’ın kurduğu ve geliştirdiği hemşirelik uzmanlık alanı olan Kültürlerarası Hemşirelik alanını tüm Dünya tanıdı. Leininger’ın çalışmaları yaygınlaştırıldı.

Leininger yalnız başladığı bu yolculukta ölürken yalnız değildi...

Bu konuya gönül veren herkes bu yolculuğun bir parçası oldu...

Gönül verenlerden sadece birisi de benim...

Leininger'ı bir kez daha saygı ve minnetle anıyorum.


Daha geniş okuma için:

  • Leininger M, McFarland MR (2002). Transcultural Nursing Concepts, Theories, Research and Practice. McGraw Hill Medical Publishing Division. USA.

  • Leininger M (1997). Transcultural nursing research to transform nursing education and practice: 40 years. Image: The Journal of Nursing Scholarship, 29(4):341-348.https://nurseslabs.com/madeleine-leininger-transcultural-nursing-theory/

  • Tanrıverdi G. (2017). M. Leininger Kültürel bakımda farklılıklar ve benzerlikler teorisi. Hemşirelik Teorileri Ve Modelleri, Karadağ A,Çalışkan N,Göçmen Baykara Z, Editör, Akademi Basın ve Yayıncılık, İstanbul.





 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör
San Miguel Alto’da Bir Gece

Flamenko bitti, yıldızlar “haydi manzaraya” dedi. San Miguel Alto’ya tırmandık; grup on beş dakika serbest dolaşma aldı. Ben de bir sokak ressamının önünde, çocuklara alacağım tablolara imza sırası be

 
 
 

Yorumlar


bottom of page